
|
Orta Yaşlı Adam ve Deniz Yazan- Ahmerst Hemingvey Açılıp denize, bütün gün kova, kova balık tuttuk dördümüz. Olta kayıtsızdı avuçlarımda. Ucundaki misinası ise gergin, sinirli denizin derin kuyusunda kaderini arıyordu. Çok uzun yıllardır açılırız sandalımızla denize. Hayatımızı bok götüren yılların birinde babam tutuşturmuştu ilk defa oltayı sağ elime. Üçümüz de çok sevinmiştik. Oltayla dost olmamız çok uzun bir zaman almamıştı. Tanıdıkça üçümüzde sevmiştik onu. O adeta üç silahşörlere sonradan katılan Dartagnan gibi olmuştu aramızda. Balıklar oltaya takıldıkça içimizdeki sıkıntıların azaldığını hissettik o ilk gün. O günden sonra, ne zaman hayatımıza biraz bok bulaşsa, dostumuz oltamızla beraber soluğu denizlerde alırız hemen. Balıkların canını aldıkça, biz yeniden canlanırız sanki. Ama, bu kez nedendir bilinmez, ben ellerimin oltadan çıkarttığı, zavallı çırpınan balıkların gözlerine bakamıyordum. İçimdeki sıkıntı zaman geçtikçe kalbimi avuçlarının arasında daha büyük bir güçle sıkmaya başladı. Sanki beynimin içindeki kocaman bir LÖVREK; ne istedin lan bunca yıldır bizden şerefsiz diye haykırıyordu. Uzun süre duymazdan geldim bu sesi ve avlanmaya devam ettik. Ama, akşama doğru çığlıklar atan balıkları tek, tek çıkarırken zokadan, nedendir bilinmez içim bulandı bir anda. Her geçen saat daha da artıyordu çığlıkları. Hava kararmaya yakın Daha fazla dayanamadım beynimdeki o korkunç çığlıklara. Aniden sarıldı ellerim kovaya ve yakaladığımız tüm balıkları geri attık denize. Balıkların denizi boylamasıyla çığlıklar yavaş, yavaş dinmeye başlamıştı ki, yaptığımızın ne büyük bir suç olduğunu o an anladım. Yalnızca kendi sıkıntılarını atmak için işlenen o kadar cinayet. Titreyen vücuduma ve akan göz yaşlarıma hakim olamadan; o günkü ve önceki katliamlarımıza ağladım, suçlu ellerim yüzümde. Özür diledim canını aldığımız tüm balıklardan teker, teker. Ve sonra zorunlu yoldaşlarımdan da, yıllarca alet ettiğim için bu suça kendilerini. Sol elim anlayışla karşıladı beni. Sildi göz yaşlarımı. Okşadı saçlarımı. Sağ elim kızdı bana. Yüzüme bir tokat attı. Sol elim yakaladı onu. Olta ise kayıtsız kaldı. Eve döndük hepimiz; ben, ellerim ve olta. Oturduk dördümüz de masaya. Ben suçlu, eller mağdur ve olta kayıtsız. Karım usulca yanıma yaklaştı. Boynuma sarıldı. Bugün balık tutamadım diye üzülme, dedi. Doğum günün kutlu olsun şekerim. Dolu, dolu olmuş gözlerimle o güzel yüzüne baktım. Elinde tuttuğu tepside iki adet şampanyalı şampanya kadehi vardı. Ne garip doğum günüm olduğunu bile unutmuşum. Bir an olanları unuttum. Belki de bu kadar büyütmemeliydim bu olanları. Sonunda hepi topu bir oyun değil mi her şey. Tepsiyi önümüzdeki masaya doğru koyarken, tepsideki havyarlı kanepeleri fark ettim.Beynim zonkladı birden. Göz yaşlarım sel oldu yeniden yanaklarımda. Sol elim uzandı sildi göz yaşlarımı, sağ elim bıçağa sarıldı.aniden. Sol elim yakalamaya çalıştı onu. Olta ise kayıtsız kaldı. Ama, bu kez çok geç kalmıştı sol elim. Sağ elim karım çığlık dahi atamadan yapmaması gerekeni yapmıştı bile. Üçümüz de birden ne bok yediğimizin bilincine vardık, karımın cansız, kanlar içindeki bedenine bakarken. Ben karımın cesedine doğru hıçkırıklarla eğildim. Mithat ile Cafer titreyerek onun cansız bedenini kavradılar. Olta çekti kapıyı, siktir olup gitti.…………………….. KAPTAN AHAB. To be contİnUed.
Portakal avlamak gerçekten kolay değildir. Bir keresinde yarım saat kıpırdamadan ve hatta soluk almadan mutfak tezgahındaki bir portakalı izlemiştim avlamak için. Doğru an geldiğinde çekip meyva bıçağımı atladım üstüne. Sol elimle yakaladım avımı ve sağ elimdeki bıçağı daldırdım tam böğrüne. Gık bile diyemeden can verdi ellerimde. Önce derisini yüzdüm. Sonra bedenini eşit parçalara parçalayıp, sinirlerini temizledim. En son olarak da parçaları tek tek şişe geçirip piknik tüpünün ateşinde kızarttım. Kürküyle de reçel yapacağım. (Bazen de derisini yüzmem portakalların. Ortadan ikiye kesip portakal sıkacağında kıyma yaparım.Sonra da çiğ çiğ içerim.) O zamanlar sadece portakal avlamıyordum elbette. Mevsimine göre salatalık, domat, patliican, turşu vs. Son avımsa bir pırasa avıdır zaten. Pırasalar aptal sebzelerdir ve küçük sürüler halinde dolaşırlar. Ayrıca tatları da boktandır. Ama, hayatta kalmak için karnını doyurmalısın ve bunun için avlanmalısın. Uzun zamandır izini sürdüğüm küçük bir pırasa grubunu sonunda buzdolabının sebze gözünde kıstırdığım gündü. Buzdolabının kapısını aniden açıp, sebze gözünü kendime doğru çektiğimde şaşkın pırasalarla göz göze gelip, tam bıçağıma davranmıştım ki, kapının kilidinde dönen anahtarın sesiyle durakladım. Ardından ince bir gıcırtıyla kapı açıldı. Sevgili karım Harika tüm ihtişamıyla karşımdaydı. Acemice bıçağımı gizlemeye çalıştım. Evin içinde avlanmamdan hoşlanmazdı.Uzun zamandır gülmeyen yüzü hiç bu kadar hüzünlü görünmemişti gözüme. İçeri girdi. Ağlıyordu. Onu teselli etmek neden ağladığını anlamak istedim. Yanına yaklaşıp sarılmak, dudaklamak istedim. Daha ben bir adım dahi atamadan, kapı tekrar ardına kadar açıldı. Beyazlar giymiş iki ayı yavrusu bitti bir anda içeride. Hızla bıçağıma davrandım. Ama, geç kalmıştım ayılardan birinin elindeki cop suratımda patladı. Beynimde şimşekler çaktı. Önce mutfak tezgahına çarptım sonra yere kapaklandım. Bu iki ayı üstüme kapanıp bana deli gömleği giydirirken karımın çığlıkları kulaklarımı sağır edecekti nerdeyse. Sonra da bir ambulansa bindirdiler beni. Avcıyken av olmuştum işte. Ve sonunda yetkililer yakalamışlardı işte meyve sebze cinayetlerinin failini. Failatün failatün failün… Mefailin mefailin failün. Sonradan öğrendim ki, icabında bana kıyak yapmışlar iyi mi?.--------- Awken awcı what can ı do.--------------------------------------------------
15-05-2006 21-
VEJETERYAN VETERAN VE KIRK MARTILAR Aylardır neredeyse bütün emekli maaşını şu yanından hiç ayırmadığı pazar çantasının içine doldurduğu lebalep çiğ etlere ayırıyordu. Daha bu sabah kasap Muammer: Abi demişti, deli misin her Allah’ın günü bu kadar et yenir mi? Kolesterol dörtyüze vurmasa bile gut kemirir bak ayacıklarını. Yalandan hı-hı demiş çıkmıştı dükkandan. Sessiz küçük adımları kendisini son iki aydır her sabah Büyükada vapuruna bindiği iskeleye getirmişti yine. Vapura binip kıç tarafına doru yürüdü. Güneş yaşlı kemiklerine yapışırken, bir sigara yaktı vapur kalkmadan önce. Biraz sonra vapur hareketlenince, köpüren sulara baktı. Çocuk gibi heyecanlıydı. Zaman gelmişti. Herkes martılara coşkuyla simit atarken, martıların çoğu atılan simitlerle ilgilenmiyorlardı bile. Hemen hepsi yaşlı adamın çevresinde uçuşuyor, ihtiyarın attığı kanlı kanlı löp etleri havada kapıyorlardı. BU KADAAAR… Ertesi sabah aynı saatte kasabın önünden geçerken Muammer’in sesiyle irkildi. Ne o Mustafa Emica bu sabah et almaycaan mı? Kafasını bile çevirmeden hayır diye bastı cevabı; artık vejeteryan bir veteranım. Sonra küçük adımlarına bindi, yol onu aynı iskeleye ulaştırdı. İskelenin önündeki simitçiden bir simit aldı vapura binmeden sonra vapurdaki yerine geçti yaktı sigarasını. Bu gün daha da heyecanlıydı beklediği gün gelmişti. Çımacının sesiyle koptu düşüncelerinden. Dikkat et dede rüzgar sert esiyor. Bak düşme denize karışmam sonra. Saol evladım üşüdüm zaten diye mırıldanırken vapurun içine girip en alt katta kendine güvenli bir yer buldu. Vapurda kalkmıştı zaten. ETE, GÖTE, MUHABBETE… On Dakka geçmeden vapurun dışından gelen korkunç çığlıklar kaplamıştı her yanı. Çımacının çığlığını hemen ayırmıştı diğerlerinden Mustafa Amca. Çığlığının korkunçluğuna bakılırsa gözü oyulmuş olmalıydı. Pavlov’un köpeği varsa Mustafa Amca’nın da martıları vardı işte. Alfıret Hiçkok’un Kuşlar’ını seyrettiği gün pısırık ruhunda bir kıvılcım çakmıştı sanki, şu anki yangının sebebi bir kıvılcım. Aylardır çiğ ete, kıymaya alışan martılar açlıklarını bu sabah bastıramamanın çaresizliği ve öfkesiyle ve şartlı refleksin verdiği mecburiyetle, vapurdan kendilerine simit atan insanlara saldırıyorlardı. Mustafa Amca olanları göremese de, vapurun kıç tarafından gelen çığlıkları sapkın bir ifadeyle dinlerken,simitinden bir parça daha ısırıyordu. Çiaay simidieee çiaayyy...
SEVEN NE YAPMAZ 23.4.2005. 01:07 Çok uzun zaman olmuş bu kumlar ayaklarıma
dokunmayalı.Güneş tepeye yaklaşıyor.Dalgaların son nefesleriyle ayaklarıma
değen bu sular da olmasa,yanacak ayak tabanlarım.Önce oturdum sonra uzandım
kumlara,ayaklarım denizde.O kadar uzun olduki bu sahile gelmeyeli.Güneş
karnıma dokundukça,kalbimde feragat ediyor herşeylerden.Tavanda bulutlar
büyüyor.Üç kadın giriyor sessizce odama,eşyalarımı karıştırıyor.Açıp
gözlerimi iri puntalarla yazılmış tepelere bakıyorum.Altımda yatak
dönüyor.Üç kadın var odamda.Solukları ensemde.Bir çığlık duyup açıyorum
gözlerimi.Çığlığın geldiği yöne bakıyorum.Bir kadın sağ ayağını tutmuş
ağlıyor.Arı sokmuş sanırım.Bu o olmalı.Takmıyorum.Aradıklarını bulmuş
olmalılar ki,odamdaki kadınların üçü de gülüyor,.Onları durdurmaya ne gücüm
var artık,ne niyetim.Bir motor sesi var denizden bu yana.Kaldırıp başımı
görmeye çalışıyorum.Gözlerim güneşe değip kamaşıyor.Odamdaki kadınlardan
biri eşyalara gaz döküyor.bir başkası kibriti çakıyor.Üçüncüsü hani bana
diyor.Diğer ikisi ona-Naa sana,naa sana,diyorlar.Çok
sıcak oldu.Şu kadınla konuşsam mı acaba?Biliyorum ki,artık
anlamsız.Sahil boyunca kumlardaki ayak izleri,rüzgarın dokunuşuyla bir
keçinin ayak izlerine dönüşünce,artık iki yumurta kırarak başından
savamazsın kıssadan hisselerin besin değerlerini.En azından bir menemen
yapmalısın şimdi ki,doyalım bana bana ekmeğimizi dibine kadar ve o arada bi
o kadar da sosyalleşelim sahan kardeşliğiyle,iyi mi?Kadın bana doğru geliyor
hafif sekerek.Ey efendi diyor;unutma ki,mutluluk kapısını açmasa da,huzur
tezgah açar çok zaman yeter ki,altına sıçmaya kesmişken,bir dolmuşta mahsur
kalma trafik trajikken. Geçmişten gelen bir kuşkuyum ben. Ceplerim bir avuç kanıt dolu. Denizler düşledim. Baharlar bekledim. Gündüzler geçtim. Geceler aştım. İyi niyet taşlarından cehennemime ulaştım.
AHMER88 SİZİN İÇÜN PSİKOPATA BAĞLADI KENDİSİYLE ÖLEN ADAM Brad Pitt gibi yakışıklı olmadığına üzülmek
Charlie Parker'ı geri getirmez.Olsa olsa belki Frank Sinatra'yı halkın
gözünde biraz daha yüceltebilir o kadar.Bu düşünceler beynini kurcalarken
gece yarısını oldukça geçe huzursuz bir uykuya daldı Rahmi.Sabah olup
uyandığında kendisini yatağında ölü olarak buldu.Uzunca bir süre sonra
tekrar dirildiğinde,akşam yağlı yedim ondandır diye avuttu kendisini.Aslında
oda kendisine yalan söylediğinin farkındaydı.İlk defa ölmüyordu elbet ama,bu
ölümler son zamanlarda iyiden iyiye sıklaşmıştı ve her defasında dirilmesi
daha uzun bir süre alıyordu.Alem bu kadar göt olunca ne kadar çabalasan bir
yerlerine bok bulaşıyor elbet,diye söylendi.Onun bunun siki,boku yüzünden
şebeğe döndük lan anuna kodumun yerinde.Brad'a bir,Charlie'ye iki Frank'inse
taa anuna koyiim ulan,bu ibnelerin derdi beni mi gerdi,diyerek hızla giyinip
hazırlandı.Şimdi umut ışıkları yeniden içini aydınlatmaya başlamıştı.Hızla
sokağın derinliklerine attı kendisini.Yeniden insanlarla kucaklaşmaya
hazırdı artık.Hava biraz serinceydi.Hafif bir sonbahar esintisi,sarı
yaprakları önüne katıp götürürken,Rahmi'de yaprakları takip ederek Özgürlük
Meydanı'na ulaştı.Oldukça büyük bir kalabalık toplanmış kırmızılar içinde
marşlar çalıp devinen bandoyu izliyordu.O sırada,bandonun hemen önünde halka
seslenen hatip silahına sarılıp halkı kurşunlamaya başlayınca,neşe içinde
kurşunlanan halkın arasından kendine yol açan Rahmi zafer takının yanına
ulaştığında İskender'le karşılaştı.Allaha'a binlerce şükürler olsun
ki,İskender onu dört yaşında gördüğü bir kabustan sonra hemen hemen hiç
yalnız bırakmamıştı.Son zamanlar da ise nedendir bilinmez İskender bir
aramaz sormaz olmuştu kankasını.Şimdi ise zafer takının hemen yanında İsko
simitçiden biraz önce aldığı simiti gevelemeye henüz başlamışken,kader bu
iki eski dostu yeniden kavuşturmuştu.Naber lan hayırsız diye atıldı hasretle
Rahmi İskender'in boynuna.Kucaklaştılar İçimde aslanın fısıltısı,
Küçük bir çocukken ben,aynada bir görüntü
yakalamıştı gözlerim.
OH BEEA EMİRHAN VARMIŞŞ Gecenin geçkiiin bir yarısı.Televizyonun başında bir filmin ortasındayım.ZIIIIIIR(Telefon çalıyo annicaanız.)O da ne bu saatte kim olaki,diyor evin emekli hizmetkarı Dadı Kalfa.Sen yatmadın mı diyorum.Hayır diyor.Uyki tutmadi dişeridaki fırtinadan olsa garek.Aşşağudan televuziyonun sesuni duyinca sena yarenlik aderim gibusine indim bureya.Ama,sani boyle anedan üryen gorinca bi fanelaştım.Uzun lafin kisası bi durim olebulir mi?Galin şizinla bi halvet halinda oleylara katisalım kuşuk bey.Şeytan beni de dürtmüştü.Dadı Kalfa oldukça yaşlı olmakla birlikte cami enkazından mihrabım diyerek bana yüz bulmuştu.Amma velakin telefon çalmaktaydı ve olayın ana teması cinsel bir temasa değil telefon mevzuuna dayanmaktaydı.Ve açtım.Aloo,aloo kimsiniz.Ses yok.Yalnız bir ıslık gibi gelen soluma sesi ve ardından gelen bir panik,telefonu hızla kapattım.Kapıldığım korkudan beni dadı kalfanın istek dolu dokunuşları uyandırmıştı.Dokunma bana diye haykırdım.Alıkmadın mı be kadın?İş ciddi,izimizi buldular sanırım.Bak durum ne cihette,dedim demedim,telefon yine çalmaya başladı.Açtım.Ordaydı soluyordu,üflüyordu sapık dudaklarıyla sanki yüzüme.Ama sonu yoktu biliyordum.beni yine bulmuşlardı ve artık asla peşimi bırakmazlardı.Bir şeyler yapmalıydım.Bu durumdan nasıl kurtulabilirdim. Çıplaktım,çaresizdim ve adam belli ki hiç yılmadan yıllarca telefonun ahizesine üfleyebilirdi.O anda Çakal'la göz göze geldik.Varolan tek gözünü kısmış oda bana bakıyodu.Dadı kalfa belli ki onu da uykusundan etmişti.Birbirimizi annardık.(Herzaman diil.)Karşılıklı gülümsedik ve telefonu ona verdim.OOOHH bea daşşaklarım serinledi
Hayır, şinci sen Bak durum ne cihette dedin miii?Demedin miii? Yukarda resmi görüken Özer Şarlak; ne bu hikayenin yazarıdır. Ne de kahramanı. İstedi bende koydum resmini kardeşimin.
Dostluklar ne kadar derinse,sırlardao
kadar derin olurmuş.Bazen kafa alkolden nal gibi olur ama sen yinede mutfağa
yollanırsın bi bira daha içmek niyetiyle İşte o an kaderin karşına kapkara
bir fatma olarak çıkar.Göz göze bakışırken,seni tedirgin eden onun
karabedeni mi? Yoksa birazdan onu siyah ve beyaz olarak ayrıştırma
olasılığının verdiğimide bulantısı mı?Kaderden kaçılmazbilirsin bu horoz
çocukları her bahar ortaya çıkarlar.Kaçabilirsin.Ama,saklanamazsın.Patlat
terliği kafasına çıkart içinden kremasını dışarı.Siyahı beyaza karseş
eyle.Ama yeter ki bu savaş bitsin.Ama,nereye kadar.Bu biradan soona kesmez
de bi bira daha almaya gidersen ,belki başka bi arkadaşı görevi
devralmış,seni huzursuz
OSURUĞUN İÇYÜZÜ
Yazan:Jonathan O'Connor(Osuran
Adam)
Osuruk vücuttaki toksinleri atmanın bir
yoludur.Mide ve bagrrsaklarda biriken aşırı miktardaki gazın baslı yapması
sonucunda osururuz. Osuruklar ana olarak beş çeşit gazdan oluşur,;(CH2)
oksijen (O2).Bunlardan metan patlayıcıdır.yandigi takdirde mavi renk,güçlü
bir alevi olur.Bunu kendi kıçınızda denemeyin...Tabi bunlar tek başına
osuruğa o kokuyu vermezler.Kokunun nedeni karbon(C) ve sülfürdür(S).
Nasıl osururuz?
Ağzımızı her açışımızda içeri hava
girer ve döngü baslar.Tahmin edeceğiniz üzere,içeri giren hava dışarı çıkmak
zorundadır.Bu durumda hava,sekiz metrelik bir sindirim tünelinden geçtikten
sonra dışarı çıkabilir.
Hava,önce midemize girer.Bu sırada hala
sadece oksijen ve nitrojenden oluşan havanın bir kısım oksijeni burada
emilir,geri kalan mideden bağırsağageçer. Fermantasyon sonucu ortaya çıkan
karbondioksit de birleşime katılır. Osuruğa gürültülü,yüksek ve sulu sesi
ile kokusunu verebilmek için bağırsaklarda protein ve karbonhidrat olması
gerekir.Sindirim sırasında bakteriler fermente olup kalan besinlere
saldırır.Bu sırada diğer gazlar üretilir.Bazı yiyecekler gaz yapar;lahana
gibi selüloz açısından zengin besinler,fasulye,mantar... Çıkmayan osuruğum
nereye gider? Çıkmak isteyen gaz içerde durmaz .Kaale
almayabilirsiniz,bastırmaya çalışabilirsiniz, suçu başkasına
atabilirsiniz,ama eninde sonunda kokulu gerçek ortaya çıkacaktır.Zaten
osurmazsak vücudumuzda-
ki toksinler tekrar kana karışıp bizi
zehirler.Ayni zamanda da karin bölgesinde şişkinlik ve ağrıya neden
olur.Daha az osuruğun sırrı,yemek yerken konuşmamaktır. Eğer yemek yerken
konuşursanız gaz bir delikten içeri girecek ve bir başka delikten de dışarı
çıkmak isteyecektir. Çıkarken ne olduğunu anlamadığın şey iste bu. Bu yazı bana mail ilen geldi. |