KIYMALI  BAKLAVA                                                           

PSİKOPAT ÖYKÜLER

 

 

 

 

 

 

Orta Yaşlı Adam ve Deniz

Yazan- Ahmerst Hemingvey

 Açılıp denize, bütün gün kova, kova balık tuttuk dördümüz. Olta kayıtsızdı avuçlarımda. Ucundaki misinası ise gergin, sinirli denizin derin kuyusunda kaderini arıyordu. Çok uzun yıllardır açılırız sandalımızla denize. Hayatımızı bok götüren yılların birinde babam tutuşturmuştu ilk defa oltayı sağ elime. Üçümüz de çok sevinmiştik. Oltayla dost olmamız çok uzun bir zaman almamıştı. Tanıdıkça üçümüzde sevmiştik onu. O adeta üç silahşörlere sonradan katılan Dartagnan gibi olmuştu aramızda. Balıklar oltaya takıldıkça içimizdeki sıkıntıların azaldığını hissettik o ilk gün. O günden sonra, ne zaman hayatımıza biraz bok bulaşsa, dostumuz oltamızla beraber soluğu denizlerde alırız hemen. Balıkların canını aldıkça, biz yeniden canlanırız  sanki. Ama, bu kez nedendir bilinmez, ben ellerimin oltadan çıkarttığı, zavallı çırpınan balıkların gözlerine bakamıyordum. İçimdeki sıkıntı zaman geçtikçe kalbimi avuçlarının arasında daha büyük bir güçle sıkmaya başladı. Sanki beynimin içindeki kocaman bir LÖVREK; ne istedin lan bunca yıldır bizden şerefsiz diye haykırıyordu. Uzun süre duymazdan geldim bu sesi ve avlanmaya devam ettik. Ama, akşama doğru çığlıklar atan balıkları tek, tek çıkarırken zokadan, nedendir bilinmez içim bulandı bir anda. Her geçen saat daha da artıyordu çığlıkları. Hava kararmaya yakın Daha fazla dayanamadım beynimdeki o korkunç çığlıklara. Aniden sarıldı ellerim kovaya ve yakaladığımız tüm balıkları geri attık denize. Balıkların denizi boylamasıyla çığlıklar yavaş, yavaş dinmeye başlamıştı ki, yaptığımızın ne büyük bir suç olduğunu o an anladım. Yalnızca kendi sıkıntılarını atmak için işlenen o kadar cinayet. Titreyen vücuduma ve akan göz yaşlarıma hakim olamadan; o günkü ve önceki katliamlarımıza ağladım, suçlu ellerim yüzümde. Özür diledim canını aldığımız tüm balıklardan  teker, teker. Ve sonra zorunlu yoldaşlarımdan  da, yıllarca alet ettiğim için bu suça kendilerini. Sol elim anlayışla karşıladı beni. Sildi göz yaşlarımı. Okşadı saçlarımı. Sağ elim kızdı bana. Yüzüme bir tokat attı. Sol elim yakaladı onu. Olta ise kayıtsız kaldı. Eve döndük hepimiz; ben, ellerim ve olta. Oturduk dördümüz de masaya. Ben suçlu, eller mağdur ve olta kayıtsız. Karım usulca yanıma yaklaştı. Boynuma  sarıldı. Bugün balık tutamadım diye üzülme, dedi. Doğum günün kutlu olsun şekerim. Dolu, dolu olmuş gözlerimle o güzel yüzüne baktım. Elinde tuttuğu tepside iki adet şampanyalı şampanya kadehi vardı. Ne garip doğum günüm olduğunu bile unutmuşum. Bir an olanları unuttum. Belki de bu kadar büyütmemeliydim bu olanları. Sonunda hepi topu bir oyun değil mi her şey. Tepsiyi önümüzdeki masaya doğru koyarken, tepsideki havyarlı kanepeleri fark ettim.Beynim zonkladı birden. Göz yaşlarım sel oldu yeniden yanaklarımda. Sol elim uzandı sildi göz yaşlarımı, sağ elim bıçağa sarıldı.aniden. Sol elim yakalamaya çalıştı onu. Olta ise kayıtsız kaldı. Ama, bu kez çok geç kalmıştı sol elim. Sağ elim karım çığlık  dahi atamadan yapmaması gerekeni yapmıştı bile. Üçümüz de birden ne bok yediğimizin bilincine vardık, karımın cansız, kanlar içindeki bedenine bakarken. Ben karımın cesedine doğru hıçkırıklarla eğildim. Mithat ile Cafer titreyerek onun cansız bedenini kavradılar. Olta çekti kapıyı, siktir olup gitti.…………………….. KAPTAN AHAB.      To be contİnUed.

 

 

 

MATEMATİK PORTUGAL

Portakal avlamak gerçekten kolay değildir. Bir keresinde yarım saat kıpırdamadan ve hatta soluk almadan mutfak tezgahındaki bir portakalı izlemiştim avlamak için. Doğru an geldiğinde çekip meyva bıçağımı atladım üstüne. Sol elimle yakaladım avımı ve sağ elimdeki bıçağı daldırdım tam böğrüne. Gık bile diyemeden can verdi ellerimde. Önce derisini yüzdüm. Sonra bedenini eşit parçalara parçalayıp, sinirlerini temizledim. En son olarak da parçaları tek tek şişe geçirip piknik tüpünün ateşinde kızarttım. Kürküyle de reçel yapacağım. (Bazen de derisini yüzmem portakalların. Ortadan ikiye kesip portakal sıkacağında kıyma yaparım.Sonra da çiğ çiğ içerim.) O zamanlar sadece portakal avlamıyordum elbette. Mevsimine göre salatalık, domat, patliican, turşu vs. Son avımsa bir pırasa avıdır zaten. Pırasalar aptal sebzelerdir ve küçük sürüler halinde dolaşırlar. Ayrıca tatları da boktandır. Ama, hayatta kalmak için karnını doyurmalısın ve bunun için avlanmalısın. Uzun zamandır izini sürdüğüm küçük bir pırasa grubunu sonunda buzdolabının sebze gözünde kıstırdığım gündü. Buzdolabının kapısını aniden açıp, sebze  gözünü kendime doğru çektiğimde şaşkın pırasalarla göz göze gelip, tam bıçağıma davranmıştım ki, kapının kilidinde dönen anahtarın sesiyle durakladım. Ardından ince bir gıcırtıyla kapı açıldı. Sevgili karım Harika tüm ihtişamıyla karşımdaydı. Acemice bıçağımı gizlemeye çalıştım. Evin içinde avlanmamdan hoşlanmazdı.Uzun zamandır gülmeyen yüzü hiç bu kadar hüzünlü görünmemişti gözüme. İçeri girdi. Ağlıyordu. Onu teselli etmek neden ağladığını anlamak istedim. Yanına yaklaşıp sarılmak, dudaklamak istedim. Daha ben bir adım dahi atamadan, kapı tekrar ardına kadar açıldı. Beyazlar giymiş iki ayı yavrusu bitti bir anda içeride. Hızla bıçağıma davrandım. Ama, geç kalmıştım ayılardan birinin elindeki cop suratımda patladı. Beynimde şimşekler çaktı. Önce mutfak tezgahına çarptım sonra yere kapaklandım. Bu iki ayı üstüme kapanıp bana deli gömleği giydirirken karımın çığlıkları kulaklarımı sağır edecekti nerdeyse. Sonra da bir ambulansa bindirdiler beni. Avcıyken av olmuştum işte. Ve sonunda yetkililer yakalamışlardı işte meyve sebze cinayetlerinin failini. Failatün failatün failün… Mefailin  mefailin failün.     Sonradan öğrendim ki, icabında bana kıyak yapmışlar iyi mi?.---------    Awken awcı what can ı do.--------------------------------------------------

 

 

 

15-05-2006   21-

VEJETERYAN VETERAN VE KIRK MARTILAR

Aylardır neredeyse bütün emekli maaşını  şu yanından hiç ayırmadığı pazar çantasının içine doldurduğu lebalep çiğ etlere ayırıyordu. Daha bu sabah kasap Muammer: Abi demişti, deli misin her Allah’ın günü bu kadar et yenir mi? Kolesterol dörtyüze vurmasa bile gut kemirir bak ayacıklarını. Yalandan hı-hı demiş çıkmıştı dükkandan. Sessiz küçük adımları kendisini son iki aydır her sabah Büyükada vapuruna bindiği iskeleye getirmişti yine. Vapura binip kıç tarafına doru yürüdü. Güneş yaşlı kemiklerine yapışırken, bir sigara yaktı vapur kalkmadan önce. Biraz sonra vapur hareketlenince, köpüren sulara baktı. Çocuk gibi heyecanlıydı. Zaman gelmişti. Herkes martılara coşkuyla simit atarken, martıların çoğu atılan simitlerle ilgilenmiyorlardı bile. Hemen hepsi yaşlı adamın çevresinde uçuşuyor, ihtiyarın attığı kanlı kanlı löp etleri havada kapıyorlardı. BU KADAAAR…

Ertesi sabah aynı saatte kasabın önünden geçerken Muammer’in sesiyle irkildi. Ne o Mustafa Emica bu sabah et almaycaan mı? Kafasını bile çevirmeden hayır diye bastı cevabı; artık vejeteryan bir veteranım.  Sonra küçük adımlarına bindi, yol onu aynı iskeleye ulaştırdı. İskelenin önündeki simitçiden bir simit aldı vapura binmeden sonra vapurdaki yerine geçti yaktı sigarasını. Bu gün daha da heyecanlıydı beklediği gün gelmişti. Çımacının sesiyle koptu düşüncelerinden. Dikkat et dede rüzgar sert esiyor. Bak düşme denize karışmam sonra. Saol evladım üşüdüm zaten diye mırıldanırken vapurun içine girip en alt katta kendine güvenli bir yer buldu. Vapurda kalkmıştı zaten.  ETE, GÖTE,  MUHABBETE…

On Dakka geçmeden vapurun dışından gelen korkunç çığlıklar kaplamıştı her yanı. Çımacının çığlığını hemen ayırmıştı diğerlerinden Mustafa Amca. Çığlığının korkunçluğuna bakılırsa gözü oyulmuş olmalıydı. Pavlov’un köpeği varsa Mustafa Amca’nın da martıları vardı işte. Alfıret Hiçkok’un Kuşlar’ını seyrettiği gün pısırık ruhunda bir kıvılcım çakmıştı sanki, şu anki yangının sebebi bir kıvılcım. Aylardır çiğ ete, kıymaya alışan martılar açlıklarını bu sabah bastıramamanın çaresizliği ve öfkesiyle ve şartlı refleksin verdiği mecburiyetle, vapurdan kendilerine simit atan insanlara saldırıyorlardı. Mustafa Amca olanları göremese de, vapurun kıç tarafından gelen çığlıkları sapkın bir ifadeyle dinlerken,simitinden bir parça daha ısırıyordu.     Çiaay simidieee çiaayyy...

 

 

 

 

 

AHMER88 SİZİN İÇÜN 1 kez daha PSİKOPATA BAĞLADI

SEVEN NE YAPMAZ                       23.4.2005.   01:07

Çok uzun zaman olmuş bu kumlar ayaklarıma dokunmayalı.Güneş tepeye yaklaşıyor.Dalgaların son nefesleriyle ayaklarıma değen bu sular da olmasa,yanacak ayak tabanlarım.Önce oturdum sonra uzandım kumlara,ayaklarım denizde.O kadar uzun olduki bu sahile gelmeyeli.Güneş karnıma dokundukça,kalbimde feragat ediyor herşeylerden.Tavanda bulutlar büyüyor.Üç kadın giriyor sessizce odama,eşyalarımı karıştırıyor.Açıp gözlerimi iri puntalarla yazılmış tepelere bakıyorum.Altımda yatak dönüyor.Üç kadın var odamda.Solukları ensemde.Bir çığlık duyup açıyorum gözlerimi.Çığlığın geldiği yöne bakıyorum.Bir kadın sağ ayağını tutmuş ağlıyor.Arı sokmuş sanırım.Bu o olmalı.Takmıyorum.Aradıklarını bulmuş olmalılar ki,odamdaki kadınların üçü de gülüyor,.Onları durdurmaya ne gücüm var artık,ne niyetim.Bir motor sesi var denizden bu yana.Kaldırıp başımı görmeye çalışıyorum.Gözlerim güneşe değip kamaşıyor.Odamdaki kadınlardan biri  eşyalara gaz döküyor.bir başkası kibriti çakıyor.Üçüncüsü hani bana diyor.Diğer ikisi ona-Naa sana,naa sana,diyorlar.Çok sıcak oldu.Şu kadınla konuşsam mı acaba?Biliyorum ki,artık anlamsız.Sahil boyunca kumlardaki ayak izleri,rüzgarın dokunuşuyla bir keçinin ayak izlerine dönüşünce,artık iki yumurta kırarak başından savamazsın kıssadan hisselerin besin değerlerini.En azından bir menemen yapmalısın şimdi ki,doyalım bana bana ekmeğimizi dibine kadar ve o arada bi o kadar da sosyalleşelim sahan kardeşliğiyle,iyi mi?Kadın bana doğru geliyor hafif sekerek.Ey efendi diyor;unutma ki,mutluluk kapısını açmasa da,huzur tezgah açar çok zaman yeter ki,altına sıçmaya kesmişken,bir dolmuşta mahsur kalma trafik trajikken.Ve dahi KAYITSIZLIK:Güneş sırtlarını tatlı tatlı ısıtırken duyarlar başaklar tırpanın hışırtısını,deprem köpekleri gibi son anda.Kadınlar sessizce çıkıyorlar odadan,alevler sararken odayı.Biliyorum diyorum kadına doğru dönüp:Dün gece henüz hayattayken son bir rüya gördüm;bir baba oğlunun elinden tutmuş onu balığa götürüyordu.Bu gün çok geçi çeyrek geçesi oltanın iğnesi ağzımı parçalarken acaba ben mi geleceği hiç göremedim yoksa hayat hiç mi umursamıyor biz düşmanlarını diye düşündüm,.Şimdi cehennemde kızarırken bile,kaderine razı.Bilinçsiz bir uyuşukluk içindeyim.Ama,yarın tekrar gökkuşağı geri dönecek sanırım.Ben artık asla ben olamasam da,eski anlamında,bir kapferengi kütlenin içinde birleşik ruhlarla,yakında yeniden mavi denizlerime döneceğim.Ne olduysa birden havaya,gök giderek grileşiyor,rüzgar sertleşiyor.Kadınlar mezarımın başında,arkamdan küfürler ederek bana ağıtlar yakıyorlar.

Geçmişten gelen bir kuşkuyum ben.

Ceplerim bir avuç kanıt dolu.

Denizler düşledim.

Baharlar bekledim.

Gündüzler geçtim.

Geceler aştım.

İyi niyet taşlarından cehennemime ulaştım.

 

 

 

AHMER88 SİZİN İÇÜN

PSİKOPATA BAĞLADI

KENDİSİYLE ÖLEN ADAM

Brad Pitt gibi yakışıklı olmadığına üzülmek Charlie Parker'ı geri getirmez.Olsa olsa belki Frank Sinatra'yı halkın gözünde biraz daha yüceltebilir o kadar.Bu düşünceler beynini kurcalarken gece yarısını oldukça geçe huzursuz bir uykuya daldı Rahmi.Sabah olup uyandığında kendisini yatağında ölü olarak buldu.Uzunca bir süre sonra tekrar dirildiğinde,akşam yağlı yedim ondandır diye avuttu kendisini.Aslında oda kendisine yalan söylediğinin farkındaydı.İlk defa ölmüyordu elbet ama,bu ölümler son zamanlarda iyiden iyiye sıklaşmıştı ve her defasında dirilmesi daha uzun bir süre alıyordu.Alem bu kadar göt olunca ne kadar çabalasan bir yerlerine bok bulaşıyor elbet,diye söylendi.Onun bunun siki,boku yüzünden şebeğe döndük lan anuna kodumun yerinde.Brad'a bir,Charlie'ye iki Frank'inse taa anuna koyiim ulan,bu ibnelerin derdi beni mi gerdi,diyerek hızla giyinip hazırlandı.Şimdi umut ışıkları yeniden içini aydınlatmaya başlamıştı.Hızla sokağın derinliklerine attı kendisini.Yeniden insanlarla kucaklaşmaya hazırdı artık.Hava biraz serinceydi.Hafif bir sonbahar esintisi,sarı yaprakları önüne katıp götürürken,Rahmi'de yaprakları takip ederek Özgürlük Meydanı'na ulaştı.Oldukça büyük bir kalabalık toplanmış kırmızılar içinde marşlar çalıp devinen bandoyu izliyordu.O sırada,bandonun hemen önünde halka seslenen hatip silahına sarılıp halkı kurşunlamaya başlayınca,neşe içinde kurşunlanan halkın arasından kendine yol açan Rahmi zafer takının yanına ulaştığında İskender'le karşılaştı.Allaha'a binlerce şükürler olsun ki,İskender onu dört yaşında gördüğü bir kabustan sonra hemen hemen hiç yalnız bırakmamıştı.Son zamanlar da ise nedendir bilinmez İskender bir aramaz sormaz olmuştu kankasını.Şimdi ise zafer takının hemen yanında İsko simitçiden biraz önce aldığı simiti gevelemeye henüz başlamışken,kader bu iki eski dostu yeniden kavuşturmuştu.Naber lan hayırsız diye atıldı hasretle Rahmi İskender'in boynuna.Kucaklaştılar
-Vaay İsko'm benim bee.Eeee anlat bakalım hayırsız,neler yapıyosun?diye,girişti söze Rahmi.
-Simit yiyorum.
-Onu anladık oolum başka neler yapıyosun?Sen onu sööle.
-Yalnızca simit yiyorum.Herzaman simit yiyorum artık.
-Nası yaani.
-Sürekli simit yemek zorundayım artık annıyomusun beni?Yoksa bıyıklarım akıyo.
-Bıyıkların mı akıyo?Ama senin bıyıkların yok ki!
-Biliyorum Rahmi.Bütün sorunun başlangıcı da burda yatıyo zaten.Bazı sabahlar ben de ölü olarak uyanıyorum artık.Eve geri dön Rahmi.Artık sana yardım edemem.Kendime bile faydam yok görmüyor musun?Birazdan havai fişenk gösterileri başliicak ve sen burda olmamalısın.Sen dışarıdaki adam oldun onlar için hep,seni aralarında istemezler.üstelik kılıcını da almamışsın yanına.Elini hızla beline attı Rahmi.Evet o coşkuyla evden çıkarken kılıcını portmantoda asılı unutmuş olmalıydı.Buralarda silahsız dolaşmamak gerektiğini uzun yıllar önce öğrenmişti.
-Haklısın gitmek zorundayım hoşçakal,dedi panik içinde.Gök maviden griye dönerken nefes nefese eve varmaya çalışıyordu koşar adımlarla.İsko'nun onu uyaran sesini duydu son kez.
-Arka sokaklara girme sakın.Biliyorsun ana cadde bile çok riskli artık.ölmeni istemem dostum.Çünkü,senin nihayi ölüşün benim de yok oluşum olacaktır.
Hızını hiç kesmeden yoluna devam etti Rahmi.Kapının önüne geldiğinde hava kararmak üzereydi nerdeyse.Anahtarlarını çıkartıp,hemen açtı kapıyı,girdi içeri.Tam artık güvendeyim diye düşünürken gözleri yerde upuzun yatan kendi cesediyle karşılaştı.Kalbinde evden çıkarken
almayı unuttuğu kılıç saplıydı ve ölü balık gözleri sanki bütün kaybettikleri oradaymış gibi tavana dikilmişti.

İçimde aslanın fısıltısı,
dışarıda kurtlar uluyor.
Kızgın yüzleri,kanlı bıçakları var.
Zaman kolluyorlar sürekli,
kapının altından içeri süzülmek için,
kapkara bir böcek gibi.

                                                                        

cave of horor  (Burda da bağlamış)

Küçük bir çocukken ben,aynada bir görüntü yakalamıştı gözlerim.
Bir kadın tarafından baltayla parçalanan bir adamın görüntüsü.Şiir kıvamında doğal bir vahşet anı.Kahkahalar atarak parçalanıyordu adam.Ne zaman bir aynaya baksam orda olurlardı ikisi de.Kadının gözü işinden başka bir şey görmez,birbiri ardına öfkeyle indirirdiği balta darbelerinin arasında beni hiç farketmezdi.o günlerden bu yana aynalara bakmak en büyük korkum oldu,bildiğimden ne zaman baksam orda olduklarını.Ondandır benim bööle kılıksız oluşum,dağınık saçlarım.Ama,yine de sık sık karşılaşırdık ister istemez ikisiyle de.Bazen kadın geveze papağanını da getirirdi omzunda.o zaman daha bir şenlikli olurdu ortamları.Bütün bu geçen yıllar içinde tek değişiklik adamında benim gibi yaşlanıyor olmasıydı,kaderi hiç değişmeden.Bazı zamanlar sakallı oluyordu,bazı zamanlar daha şişman.Giderek ağarıyordu saçları benim gibi. Değişmeyen ise kahkahalarla parçalanışıydı her defasında.Sonunda dayanamadım bir gün yendim korkumu,baktım gözlerine.Aslan surların dibinde yürüyor,yaklaşıyor,duyuyor musun kükreyişini?dedi bana.Artık gülmüyordu.Dinledim,henüz bi şey duymuyorum, dedim.Yakındır duyarsın ağzın acılanmadı mı?Saat geliyor demektir o zaman.Keşke bakmasaydın gözlerime,cesaret sevilmez burada.Rahat bırakmayız biz insanları ulaşmasınlar diye istasyona.Sonra bir balta darbesi böldü sözlerini ve kolu koptu,yere düştü hemen öbür kolunun yanına.yeniden gülmeye başladı,çığlık çığlık kahkahalarla.Papağan da katıldı adama çığlık çığlığa;kan doldu! kan doldu!diye ciyaklıyordu.İster istemez ağır geldi.Ayrıldım aynanın karşısından.Kafam iyi olmadı heralde daha diye düşündüm,açtım dolabı bir duble viski çaktım soona bir tane daha.Oturdum televizyonun karşısına ölümü bekler gibi.Televizyonda kara kuru eli baltalı bir kadın mırıl mırıl bir şarkı söylüyordu.


Aslan cehennem duvarları boyunca yürüdü.
Yoluna korkunç gölgeler düştü.
Oynadı gözleri yuvalarından
Nereye saklanayım?neresi evim?

 

 

 

 

SABAH ERKEN KALKARIM, 1 YIMIRTAYI SÜTLE ÇARPARIM.
Hergece içip,içip sızan,öğlenlere kadar uyuyan ben,bu sabah erkenden uyandım.Hemen camı açtım dolsun diye güneş içeri.Doya doya çektim tertemiz sabah havasını ciğerlerime.Şimdi degüzel bir kahvaltı yapmalı,yeni bir güne enerji dolu başlamak için.Nede olsa kahvaltı günün en önemli öğünüdür diil mi?.Hemen buzdolabına koştum.Yımırta,peynir,bal,reçel,ayran,gazoz ne varsa birbirine katıştırmak ve yemek arzusuyla.Sanki bugün hayatımda bi şeyler iyiye gidecekmiş gibi bir his kırıntısı dolaştı içimde bir an.Ama önce bi şeyler yemeliydim.Belki soona,hayatım için yeni planlar ha.Neden olmasın.Çoktan vakti gelmişti zati.Buzdolabının kapısını araladım;dolap bomboş.Dolapta olan tek şey;votka,rakı ve şarap.(ya rab)O anda nedendir bilinmez,kendime güvenimi kaybettim yine ve aramanın bi manası olmadığını bilerek salonun bi köşesine büzüldüm.Beni yine terketmişti.Korkudan ve umutsuzluktan tir tir titremeye başladım.O halde orda ne kadar kaldığımı bilemiyorum.Bir süre soona kapının kilidinde bir tıkırtı,bir anahtar sesi.Kapı açıldı,içeri biri girdi.Aman tanrım oydu gelen güvenim geri gelmişti.Hiddetle fırladım yerimden,neredesin lan sen şerefsiz diye,bağırdım.Markete kadar gittim abi,dolapta nevale yoktu,kahvaltılık bi şeyler almaya çıktım bende,ayrıca akşamı da düşünme senin yaptıın sitires bozulmuştu onu döktüm,yerine biraz ironi yaptım,akşam da onu ısıtırız,dedi.İyi lan,geç mutfağa,beni daha fazla ayar etmeden kahvaltıyı hazırla ben de çayı koyiim,soona öğlene kadar sızıntı yapacam,beni rahatsız etme.

 

 

 

OH BEEA EMİRHAN VARMIŞŞ

Gecenin geçkiiin bir yarısı.Televizyonun başında bir filmin ortasındayım.ZIIIIIIR(Telefon çalıyo annicaanız.)O da ne bu saatte kim olaki,diyor evin emekli hizmetkarı Dadı Kalfa.Sen yatmadın mı diyorum.Hayır diyor.Uyki tutmadi dişeridaki fırtinadan olsa garek.Aşşağudan televuziyonun sesuni duyinca sena yarenlik aderim gibusine indim bureya.Ama,sani boyle anedan üryen gorinca bi fanelaştım.Uzun lafin kisası bi durim olebulir mi?Galin şizinla bi halvet halinda oleylara katisalım kuşuk bey.Şeytan beni de dürtmüştü.Dadı Kalfa oldukça yaşlı olmakla birlikte cami enkazından mihrabım diyerek bana yüz bulmuştu.Amma velakin telefon çalmaktaydı ve olayın ana teması cinsel bir temasa değil telefon mevzuuna dayanmaktaydı.Ve açtım.Aloo,aloo kimsiniz.Ses yok.Yalnız bir ıslık gibi gelen soluma sesi ve ardından gelen bir panik,telefonu hızla kapattım.Kapıldığım korkudan beni dadı kalfanın istek dolu dokunuşları uyandırmıştı.Dokunma bana diye haykırdım.Alıkmadın mı be kadın?İş ciddi,izimizi buldular sanırım.Bak durum ne cihette,dedim demedim,telefon yine çalmaya başladı.Açtım.Ordaydı soluyordu,üflüyordu sapık dudaklarıyla sanki yüzüme.Ama sonu yoktu biliyordum.beni yine bulmuşlardı ve artık asla peşimi bırakmazlardı.Bir şeyler yapmalıydım.Bu durumdan nasıl kurtulabilirdim. Çıplaktım,çaresizdim ve adam belli ki hiç yılmadan yıllarca telefonun ahizesine üfleyebilirdi.O anda Çakal'la göz göze geldik.Varolan tek gözünü kısmış oda bana bakıyodu.Dadı kalfa belli ki onu da uykusundan etmişti.Birbirimizi annardık.(Herzaman diil.)Karşılıklı gülümsedik ve telefonu ona verdim.OOOHH bea daşşaklarım serinledi

 Hayır, şinci sen Bak durum ne cihette  dedin miii?Demedin miii?

 Yukarda resmi görüken Özer Şarlak; ne bu hikayenin yazarıdır. Ne de kahramanı. İstedi bende koydum resmini kardeşimin.

 

 

 

 

 

Dostluklar ne kadar derinse,sırlardao kadar derin olurmuş.Bazen kafa alkolden nal gibi olur ama sen yinede mutfağa yollanırsın bi bira daha içmek niyetiyle İşte o an kaderin karşına kapkara bir fatma olarak çıkar.Göz göze bakışırken,seni tedirgin eden onun karabedeni mi? Yoksa birazdan onu siyah ve beyaz olarak ayrıştırma olasılığının verdiğimide bulantısı mı?Kaderden kaçılmazbilirsin bu horoz çocukları her bahar ortaya çıkarlar.Kaçabilirsin.Ama,saklanamazsın.Patlat terliği kafasına çıkart içinden kremasını dışarı.Siyahı beyaza karseş eyle.Ama yeter ki bu savaş bitsin.Ama,nereye kadar.Bu biradan soona kesmez de bi bira daha almaya gidersen ,belki başka bi arkadaşı görevi devralmış,seni huzursuz
etmek için orda duruyor olacak.Her an fatmaya hazır bi karafatma.Tedirginsin.onların hep peşinde olduğu duygusu seni yiyip bitirecek.birinin ardından hep bi başkası gelecek.Ne zaman biter bu acı.Nereye kaçabilirsin.Göle giren Şemsi bey açılmaz.Kıyıdan,kıyıdan yüzer.Biraların yükü seni şimdi de helaya yönlendirdi bak.Bira hamallıktır derler bilirsin.İşemeyi kesme sadece sağına bak,bak bi tane daha.Her yerdeler mutfakta,banyoda belki yatak odanda da pusuda uyumanı bekliyolar seni parçalamak için.Alıkma.Sen ona puşt bakışı tepeden bakıyosun ama,oseni farketmedi.rahat ol bitti mi çişin?nasılsa artık kalbin taş gibi alıktırmadan
kenardaki çamaşır suyunu al ve eser miktarda üstüne boşalt.Bak nası debeleniyo it.Birazdan geberir.Kansız bulantısız biyöntem diil mi?Ev çamaşır suyu mu kokuyo.Eeee olacak o kadar televizyonu.Hand made bi olaya da katışma,çalıştır aleenktrik süpürgesini,göm oraya,yeri cehennem,mezarı süpürge torbası olsun.Ama bunun sonu yok ki yarın obirisi gün yenileri çıkacak ortaya.Ne demiş Goethe:Nereye dönersen dön götün arkanda kalır.Be bilader sende ilaçlat evi,Kurtul bu dertten be pezemek.
 

OSURUĞUN İÇYÜZÜ

Osuruk Nedir?    

Yazan:Jonathan O'Connor(Osuran Adam)

 

Osuruk vücuttaki toksinleri atmanın bir yoludur.Mide ve bagrrsaklarda biriken aşırı miktardaki gazın baslı yapması sonucunda osururuz. Osuruklar ana olarak beş çeşit gazdan oluşur,;(CH2) oksijen (O2).Bunlardan metan patlayıcıdır.yandigi takdirde mavi renk,güçlü bir alevi olur.Bunu kendi kıçınızda denemeyin...Tabi bunlar tek başına osuruğa o kokuyu vermezler.Kokunun nedeni karbon(C) ve sülfürdür(S).

Nasıl osururuz?

Ağzımızı  her açışımızda içeri hava girer ve döngü baslar.Tahmin edeceğiniz üzere,içeri giren hava dışarı çıkmak zorundadır.Bu durumda hava,sekiz metrelik bir sindirim tünelinden geçtikten sonra dışarı çıkabilir.

Hava,önce midemize girer.Bu sırada hala sadece oksijen ve nitrojenden oluşan havanın bir kısım oksijeni burada emilir,geri kalan mideden bağırsağageçer. Fermantasyon sonucu ortaya çıkan karbondioksit de birleşime katılır. Osuruğa gürültülü,yüksek ve sulu sesi ile kokusunu verebilmek için bağırsaklarda protein ve karbonhidrat olması gerekir.Sindirim sırasında bakteriler fermente olup kalan besinlere saldırır.Bu sırada diğer gazlar üretilir.Bazı yiyecekler gaz yapar;lahana gibi selüloz açısından zengin besinler,fasulye,mantar... Çıkmayan osuruğum nereye gider? Çıkmak isteyen gaz içerde durmaz .Kaale almayabilirsiniz,bastırmaya çalışabilirsiniz, suçu başkasına atabilirsiniz,ama eninde sonunda kokulu gerçek ortaya çıkacaktır.Zaten osurmazsak vücudumuzda-

ki toksinler tekrar kana karışıp bizi zehirler.Ayni zamanda da karin bölgesinde şişkinlik ve ağrıya neden olur.Daha az osuruğun sırrı,yemek yerken konuşmamaktır. Eğer yemek yerken konuşursanız gaz bir delikten içeri girecek ve bir başka delikten de dışarı çıkmak isteyecektir. Çıkarken ne olduğunu anlamadığın şey iste bu.

Bu yazı bana mail ilen geldi.