KABUS

Karanlık tüm geceleri, kapkara rüyaları. Uyuyamaz da bir türlü yatağında, döner durur. Uyursa da yanılıp yıkılıp, karanlık düşlerine yeniden uyanır.  O gece de düşünde çok gecelerde olduğu gibi kapkara odaları, labirent gibi loş koridorları olan büyük bir evde dolaşır buldu kendini. Evi içi oldukça kalabalık ve gürültülüydü. O koridorları arşınlayıp, odaları dolaşırken evin, odaların içindeki insanlar onun varlığını farketmemişlerdi sanki. Belli ki kimseler onun varlığını görmüyor ya da görmek istemiyordu. O da kimseleri tanımıyordu zaten. Tanısa da o da kimseyle konuşmak istemezdi. Yine çok zaman yaptığı gibi insanların arasından süzülerek,  sessizce bir hayalet gibi yürüdü koridorlar boyunca. O bu bilinmezde nedenini kendi de bilmediği bu gezintiyi yaparken ortalık yavaş yavaş daha da karanlığa bürünüyordu. Bir pencerenin önünde durdu ve pencereden dışarı baktı. Sokaklar bir kaç ölgün ışığın aydınlatma çabalarına rağmen evden bile daha karanlık görünüyordu. Sokak lambalarının altında, karşıdaki apartmanların ışıklı pencerelerinde şarkı söyleyen, gülen, eğlenen insanlar vardı. Bir an her şey yolundaymış gibi bir his doğdu içinde sonra pencereden ayrılıp yürümeye devam ederken evin içindeki insanların sayısının oldukça azaldığını farketti. Koridorları geçmeye, odaları dolaşmaya devam etti. Kısa bir süre sonra etrafında insanların neşeli gürültüsü yerini derin, rahatsız edici bir sessizliğe bırakmıştı. Herkes bir anda kaybolup gitmişti. Evin içi bomboş ve mezarlık gibi sessizdi şimdi. Bu garip yalnızlık ve sessizlikten daha sinir bozucu olan karanlığın iyice yoğunlaşmasıydı. Lambaları yakmak istedi. Anahtara dokundu ama lamba yanmamıştı. İçine sebepsiz bir korku düşmüştü. Panikle koridorları aşıyor, önüne gelen bütün anahtarları sırayla açmayı deniyordu. Onca denemeden sonra tek bir lambayı bile yakmayı becerememişti. Şimdi artık her yer zifiri karanlık. Lambaların yanmasından umudunu kesmişti artık. İçinde giderek büyüyen bilinmez bir korkuyla çığlıklar atmaya çalışıyor ama bir türlü sesi çıkmıyordu. Koşarak oradan kaçmak istedi. Ne kapılar açılıyor ne de gidebileceği bir yol bulabiliyordu. Soğuk zemine yapışmış gibiydi ayakları, koşmaya çalışıyor ama bırak koşmayı anca zar zor adım atabiliyordu. Karanlık mıydı onu korkutan yoksa başka bir şeylerin bahanesi miydi o karanlık bilinmez ama bu korku içinde giderek büyüyor onu nefes alamaz hale getiriyordu. Sonunda çıkış kapısına ulaştı ama kapı acıkmıyordu. Delirmiş gibi kapıyı zorluyor, Çaresizce kapıyı yumruklayıp, bağırıyordu. Birden duvarın içinden çıkan kapkara bir el uzanıp, boğazına yapıştı. Bir başka kol beline dolandı sonra bir başkası bacaklarını yakaladı. Çok kısa bir sürede kapkaradan da kara gölgeler sardı etrafını. Kolunu, bacağını, boynunu ısırmaya başladılar. Canının acısı bir yana onu asıl dehşete düşüren o korkunç çaresizlik duygusuydu. Kalbi ağzından çıkacak gibiydi. Korku ve acıyla dehşetli bir çığlık daha attı ve yavaşça gözleri kapandı ve sonra  bir başka hiçliğe açıldı. AÇILDI MI?…… Hayatını kaybetmişti ve bir daha asla bulamayacaktı…….

KARISI ANLATIYOR: Onu sabah buldum. Öylece büzülmüş yatıyordu yatağın en kenarında. Sanki yüzünde hafif bir gülümseme var gibiydi sanırım. Belki de en iyisi bu mu oldu onun için acaba? Bütün bu dertleri, keşmekeşi bir anda uykunda geride bırakmak.  Ölümün de hayırlısı… Huzurlu bir hayatı olmadı belki ama huzur içinde öldü……. DIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIT…………….

No Comments Yet.

Leave a Comment