İPİN UCUNDA

Onunla tanıştığımızda bir mankenlik ajansının kadın kollarında çalışıyordu. Bense aynı ajansın erkek kolları başkan yardımcısıydım. Bir sabah şirkete yeni gelmiş ve peynirli poğaçalarıma çayımı kardeş etmek çabasındayken, bizzat başkan beni arayarak odasında beklediğini belirtti. Derhal odasına koştum. Telaşlı halini görünce sıkı bir sorun olduğunu anladım. Falpikadan, ay pardon fabrikadan gelen erkek ve kadın vitrin mankenlerinin kolları birbirine karışmış diye heyecanla girdi söze. Derhal depoya inmeni ve kadın kollarından görevlendirilen arkadaşla bu kolları ayırmanı istiyorum dedi. Koltuğuna yaslandı bir sigara yaktı ve duman ciğerlerini terk ederken, bu iş için başka birini de görevlendirebilirdim biliyorum. Bu senin makamının işi diil. Ama, bu işte bir gariplik var sanırım. Onun için bu işle bizzat senin ilgilenmeni istiyorum, başkasına güvenemem, dedi. Çünkü, aralara kafalar da karışmış diyorlar. Kafalar mı? dedim, istemsizce. Kafam karışmıştı. Endişelenmemesini söyleyerek kalktım ve iyi günler dileyerek derhal depoya yöneldim. Bana bir çay bile söylememişti. Bu durumda iş gerçekten çok önemli olmalıydı. Depoya girdiğimde o gelmişti bile. Arkası bana dönüktü. İşe başlamıştı, koları ayırıyordu. Kumral sıradan giyimli ufak tefek biriydi. Onu korkutmamaya çalışarak usulca merhaba dedim. Bana doğru döndüğünde yeşil, mavi iri gözlerinin kapaklarına saplı birkaç uzun kirpik kalbime saplanmış olmalıydı. Merhaba, dedi gülümseyerek. Benim kekelemelerimle ve saçma sapan muhabbetimle geçen kısa bir süre sonra işe koyulduk. Sonuçta bu işin önemini anlamamıştım alt tarafı vitrin mankenlerinin koluydu hepi topu. Bir süre son bu işin bu kadar kolay olmadığını anladım. Çünkü yıldırım aşkıyla birbirimize vurulduğumuzu anlamamız için bize on dakika yetmişti. Aradan beş dakika daha geçtiğinde evlenmeye karar vermiştik bile. Derhal başkanı aradım ve depoda işlerin acil olduğunu ve bize hemen bir nikah memuru ayarlamasını istedim. Başkan adeta telefonun başında donmuş kalmıştı. Bir süre sessizlikten sonra; ben de bundan korkuyordum, sana bu işte bir gariplik olduğunu söylemiştim dedi, yorgun bir sesle. Akşama doğru nikah memurumuz geldi ve nikah kıyıldı. Orada bulunan kollar bizi alkışladı, kafalar zılgıt çekti. Artık evliydik ve en önemlisi delicesine mutluyduk. Hayat bir sürpriz yapmıştı bize. İlk zamanlar her şey çok güzel gidiyordu. Ben başkan emekli olunca, onun koltuğuna oturmuştum. O ise kadın kollarındaki görevine devam ediyordu. Fabrikadan yollanan karışmış manken kollarında giderek büyüyen bir artış oldu, bizim evlenmemizden sonra. Bense başkan olunca, kol ayırma işinden yırttım diye seviniyordum. Oysa ne kadar yanıldığımı sonradan anlayacaktım. O ise kolları ayırdıkça değişmeye başlamıştı. Eve sinirli geliyor, kolların arasına karışan kafaların onunla konuştuğunu söylüyordu. Kafalar giderek kafasını karıştırıyor, sözleriyle güçlendirdikleri egosunu bana doğrultmasına neden oluyorlardı. İşler kötüye gitmeye başlamıştı. Kafalar sürekli aleyhime konuştukça, karım da evde bana saldırmaya başlamıştı.  Giderek daha sık kavga eder olduk. Her gün yeni isteklerle, baskılarla, dayatmalarla geliyordu eve. Dayanamadım bir gün indim depoya. Kollar sınıflandırılmış, raflara dizilmişti. Masada, saydım onbeş tane vitrin mankeni kafası kalmıştı. Onlarla konuşmaya çalıştım. Ama, nafile. Sadece suratıma sırıtıp duruyorlardı. Onlara olumlu yaklaşmıştım. Ama, kayıtsızlıkları beni delirtmeye başlamıştı. Onlara bağırdım, vurdum, tekmeledim ve hatta duvarlara çarptım da yine de ağızlarından tek kelime alamadan depoyu terk ettim. Devirisi günlerde karımla kavgalar neredeyse savaşlara dönüştü. Onunla hemen hemen hiç ilgilenmiyordum artık. Sevişmekten, konuşmaktan çok kavga için bir araya gelir olmuştuk. Oysa bekarken kapıyı anahtarla açmayı hiç sevmezdim. Hep zili çalsam da, sevdiceğim gülerek kapıyı açsın isterdim. Evet artık zili çalıyordum ve kapı açılıyordu. Ama, ne yazık ki, artık kapı açılır açılmaz karım dırdır silahıyla hemen üzerime saldırıyordu. Ben de ona alkolle karşılık verdim. Bunun üzerine o da semer gibi bir göt, bol selülit ve giderek sarkıttığı memelerle cevap verdi. Ya ölücek ya öldürecek ya da boşanacaktım. Zor da olsa sonunda evliliğimizin yüzüncü yılında bir ceMsede boşandık. Ondan kaçabilmek için işimden hemen emekli oldum. Onunla artık ne görüşmek, ne de konuşmak istiyordum. Ama, unuttuğum bir şey vardı ki, emeklilik benim gibi bir adam için cehennem gibiydi.

No Comments Yet.

Leave a Comment