KUKLA

Metamorfoz   Pipisine bereket

Dans etmeye başladığı mutlu günlerin coşkulu neşesi uzun zamandır azalarak yok olsa da, yüzüne o ilk gün yapıştırdığı sırıtma hala tam suratının ortasında duruyordu. Oysa o da Kuklacı’da beraberliklerinin ilk günlerinde çok mutluydu. Kuklacı’nın çoşkulu, duygulu şarkılarına, dansıyla eşlik etmekten büyük mutluluk duyardı. Şarkılar mı duygularını yitirdi yoksa Kukla’nın dizleri mi yoruldu bilinmez. Kuklacı’da, Kukla’da sevgilerini düşünmez oldular. Kukla uzun bir süredir işlerin iyi gitmediğinin farkındaydı aslında. Yüzünü görmese de Kuklacı’nın da o mutlu günlerden çok uzakta olduğunu hissediyordu. Artık onu oynatmaktan bıkmış olmalıydı belki de. Bu zaman içinde sağlığından da olmuştu Kukla. Uzun bir süredir başını eskisi gibi kontrol edemiyordu. Dans ederken başı omuzlarının üzerinde dönüyor, zaman zaman göğsüne, sırtına düşüyordu.  Sol kolu demir gibi ağırdı, yerinden kalkmıyordu. Bacakları ise ipte sallanan bir cesetti sanki. Dansa başladığı ilk zamanlar gelecekle ilgili hayaller kurardı. Kuklacı’yla Kukla hiç ayrılmayacaklardı. O hep dans ederek Kuklacı’yı mutlu edecek, Kuklacı’da şarkılar söyleyip onu oynatarak mutlu olacaktı. Bir sabah yine dans etmeğe çalışırken, göğsüne düşmüş başı, sürünen ayaklarına bakınca uzun zamandır ertelediği hayallerinin karanlığın içinde kaybolduğunu fark etti. O sırada vücudu aniden sallanarak olduğu yere yığıldı. Müzik kesilmişti. Düştüğü yerde öylece kala kalmıştı. Hareket etmeğe çalıştı ama, nafile. O kadar yorgundu ki, kıpırdayamadı bile. Kuklacı kendisiyle son kalan bağı, sağ bileğindeki ipi de kesmişti sonunda. Kuklacının uzaklaşan ayak seslerini dinlerken boğazı düğümlendi. Vefa bir bozaydı ve kıçına lavman olmuştu. Yerden kalkmaya çalıştı. Ama, gücü kalmamıştı artık. Yaraları kanıyor, sızlıyordu. Çok uzun bir süre, belki birkaç yıl kıpırdayamadan, ne yapacağını bilemeden yığıldığı yerde yarı şuursuzca yattı. Yıllar sonra bitkinlik ve üzüntü yorgun bedenini uykuya ittiğinde, rüyasına giren bir Nehir Kukla’yı kucağına aldı ve götürüp sonsuz sisli sulara bıraktı. Kukla sularda gözlerini açtı. Başı omuzlarının arasındaki yerine oturmuştu. Sol kolunu oynattı. Artık kolu felçli değildi. Suda ayaklarını çırptı. Bacakları iyileşmişti. Artık hareket edebiliyordu. Kendini suyun ılık kollarına bıraktı. İçinde garip bir huzur vardı. İyice dinlendikten sonra, yaralarını temizledi ve suyun içindeki huzuru yiyerek beslendi. Tam bir yıl sonra uyandığında hala suyun içinde olmak onu hiçte şaşırtmamıştı. Yaralarını kontrol etti. Her ne kadar izleri dursa da yaralarının büyük bir kısmı iyileşmişti. Sevgisinden hala kan sızıyordu. Vefasızlıklarsa az da olsa zonkluyordu. Suyun üzerinden biraz daha sis alarak yaralarına bastırdı. Kan azaldı, zonklamalar da hafiflemişti biraz. Birkaç zaman sonra nehir geri geldi. Onu tekrar güneşli günlere geri götürebileceğini söyledi. Kukla oradan ayrılmak istemediğini söyleyince çok şaşırdı Nehir. Artık oynayacak oyunlarım, zalimliklere gösterecek sabrım kalmadı, dedi Kukla. Ne kukla ne de kuklacı olmak istemiyorum artık. Sürekli yalan söylemek. kıvırmak istemiyorum. Huzursuz olmak istemiyorum diye, bağırdı. Ne baarıyon lan yavşak diye çıkıştı, Nehir. Kukla cevap vermeden sulara daldı, derinlere doğru süzüldü. Artık sırıtmıyor gülümsüyordu. Burnu da uzamıyor sadece günler uzuyordu.

Yüksek bir yerden bakıyorsun ellerinde alkışlar.

Dışarıda köpekler havlıyor, duymuyor musun?

Hayır, duymuyorsun, görmüyorsun.

Öyle yüksektesin ki,

Gözlerin kör, kulakların sağır.

 

No Comments Yet.

Leave a Comment