MEŞHUM ve MEŞUM KADIN 2

Alacakaranlık. Gün mü ağrıyor, gece mi oluyor bilinmez. Tahta direklerin üzerine kurulmuş labirent gibi ince yollardan oluşmuş iskelelerin altında insanlar denizin tadını çıkartıyor. Denizden iskeleye çıkıyorum. Daracık iskele sokaklarında şezlong dolusu vücutlar arasında yürüyorum.  Üstümden sular süzülüyor. Dar yolda yavaştan ilerliyorum. Hala hava alacakaranlık. Yanımda otuz beş yaşını bildiğim bir küçük çocuk beliriyor. Eski günlerin eskiciliğini yapıyor. Bana aslında hiç tanımadığım iki tiki bebeden bahsediyor. Bebeleri zihnimizde canlandırmaya çalışıyorum.  Birbirine benzer yalandan iki bebe bir clubda ithal bir votka sişesinin ardında canlanıyor gözümde. Gülüyoruz. Hala hava alacakaranlık. Akabinde hiç tanımadığım bir sevgilimin elleri ellerimde aşıyorum labirentli iskeleyi. İskelenin öbür ucundaki mekanda Gönül Yazar’ın gençliğinin konseri var. Biz ikimiz hiç tanımadığım bu sevgilim ve ben bir anda alçak bir uçuşla sahili geride bırakarak usulca üstü açık bir arabaya konuyoruz. Hala hava alacakaranlık. O arabayı sürüyor ben de ise sürü psikolojisi. Kocaman bir gemiye giriyoruz arabayla. Arabadan inince bizi çok eski bir eski sevgilim karşılıyor. İkisi birbirine hasretle sarışıyorlar. “Senin ablan yirmi iki yaşındaydı” değil mi? Diye soruyor eskisi hiç tanımadığım sevgilime. Ne yirmi ikisi mına koyiim ben geldim sekzensekiz yaşıma diyorum içimden. Hala hava alacakaranlık. Otuz beş yaşını bildiğim çocuk kaptan giysileri içinde “Gemi kalkıyor.” diye bağırıyor. Göz göze geliyoruz hiç tanımadığım sevgilimle. Gözlerim doluyor. Sarışıyoruz nedense biraz kırgın, biraz üzgün. “Çocuk ağladığımı görmesin” diyorum. Gözlerimi omzuna yaslarken, çocuk sirene basıyor. Siren sesi aynı telefon zili gibi tırmalıyor kulaklarımı. Bu çok saçma diye geçiriyorum içimden. O sıra gözlerim başka bir dünyaya açılıyor. Israrla telefon çalıyor. Arayan Ayşenur Uludöl. “Didem’le konuştuysanız bu hafta sonu o yaşlı insancığa gidelim mi? ” Hala hava alacakaranlık.

No Comments Yet.

Leave a Comment